Bizim için Kaçacak ve Saklanacak Ne Yer Kaldı ne de Kimse

Seninle tanıştığımdan beridir gibi vb. cümlelerle başlamak istemiyorum satırlarıma. Sen ne zaman geldin de nüfus ettin hayatıma, bunu da kestirmek istemiyorum çünkü hep var olduğunu hissetmek istiyorum tıpkı öncesiz ve sonrasız güzel anılarım gibi… Ama şunu belirtmeliyim ki insanların dünyasında uyarladığımız bir film sahnesinde henüz karşılaşmamış iki kişi olmamızın bir önemi var mı yok mu senin için bilmiyorum. Ama duyumsadığım en yoğun bir duygu var ki farkında olmaksızın en derin arzularımızı birlikte paylaştık. İşte o gün bugündür ben sana bir daha sen demek istemedim.  Ben dedim, biz dedim en güzel imgem sensin dedim. Şimdi ikimizde biliyoruz ki bundan böyle yokluğun varlığında anlaşılmaz ve tarif edilemez bir his uyandırıyor bende.  Bu yakıcı his kaynağının nerden geldiğini bilmediğim bir giz gibi çağlıyor düşüncemde ve duygularımda…

Varsın!

En çok sen belki de. Ailem, arkadaşlarım ve çevremdeki yüzlerinde ötesinde maskesiz tavrınla karşımda bir sen duruyorsun ve ben sadece o yüzü seçebiliyorum artık. Her gün gördüğüm o silik yüzlerden daha tanıdık geliyorsun bana. Belki de hissediyorsundur, bazı anlar ruhunla yan yana uzanıyorum bazen de içimiz dışımız bir ve aynı oluyor saydamlaşıyoruz, birbirine karışan kimyasallar gibi eski halimizi anımsayamıyoruz artık. Elimde olmaksızın hissediyor ve duyumsuyorum tüm bunları. Umarım sende benim gibi zaman zaman böyle hissediyordur.

Az önceden beridir lafı geveleyip durmamım bir anlamı olmaydı değil mi? Aslında sana sığınmaktan ve sığınağım olmanı arzulamamdan bahsedip duruyorum. Çünkü bizim için kaçacak ve saklanacak ne yer kaldı ne de kimse! Biz diyorum kusurumu mazur gör, ben demeliyim aynı zamanda senden bahsederken. Benliğimin bir başka bedende gezinip yolunu bilmediği ıssız bir şehirde kaybolmuş hali gibisin aslında sen! Hafızasını yitirmiş düşüncelerin duygularda ve anılarda canlandığını duymuştum lakin bizse salt arzularda tanıdık birbirimizi. Her ikimizde evrenin bir köşesine atılmadan önce bedenlerimiz dahi aynı soluyordu havayı. Anımsıyor musun sende? Yüzünü inceliyorum ayrılığımızdan önceki ilk karşılaşmamızda. Hiç değişmemiş çizgilerimiz, görüyorum ki aynı dalgalarda boğuşmuşuz, aynı dertlerin içinden çıkamayıp kaybolmuşuz. İkimizde hayattan ne denli kopmuşuz öyle değil mi? Ne yazık ki sevdiceğim biz ne kadar bulutlara kaçmak istediysek bir o kadar düştük gözlerin pınarlarından, sonumuz ise bak işte hüsran. Balıklama daldık, boğulduk ama ölmedik çünkü hala can çekişiyoruz.

 Bundandır ki çok yoruldum ben, sürekli uykum geliyor.  İş güç diyorum, çalışmaktandır diyorum bu marazi yılgınlık. Belki kendimi kandırıyorum ama seni asla, sana doğruları acılı ve küstahça söylüyor ve ardından pişmanlık duyup utançtan yerin dibine giriyorum. Lakin yerin dibine seninle girmek! İyi ki! Her değerin ve lüksün yükselmekle arandığı şu zamanlar hiç umut edemeyeceğim kadar rahatsız edici bir düş gibi geliyor bana. Yorgunluğumu bahane ederek kolay yolu seçiyorum. Seni de tüm bu bunlara alet ederek yerin dibine girip saklanıyorum. Kimsenin girmek istemediği, salt kâbusun mekânı olan bu yeraltı edebiyatı bizim tek sığınağımız bunu sende biliyorsun! Seninle gözünün gördüğü boylu boyunca uzanan şu bataklıkta iliklerimize kadar batacağız. Ne kadar da mutluyum şimdi bir görsen korkunun ve kaybın olmadığı bir yer burası çünkü buradaki tek yoksullar biziz sahip olduğumuz hiçbir zenginlik kalmadı özgürüz hür kuşlar gibi. Ve şimdi yâdsındık içinden koparıldığımız üst düzey çevremizden. En yakından bildiğimiz kimliklerimiz dahi ne kadar da yabancı geliyor ikimize de. Konuşmadan ve ses çıkarmadan yaşamanın hayalini daimi seninle arzuluyorum anlıyorsun değil mi?

 

26.07.2020                                                                                                                                 

 

Yaşamımda sadece uyku ve sessizlik var şimdi. Yıllardır uyanık kalmanın zorluğu hem ruhumu yıldırdı hem de bedenimi aşındırdı. Eskicide mahalle mahalle gezdirilen bakır bir tava kadar baştan vazgeçilmiş bir ömrü yaşamayı kabul ediyorum. Sonumu daha çok seviyorum, böylece belirsizlikler ortadan kalkıyor ve sadece yenik düşerek elde ediyorum kaderimi. Hiçbir şey yapmama eylemiyle kendi girdabımın içinden çıkabiliyorum. Böylece belirsiz kimliklerin karmaşası içinde kimliksizliğimi taktım yüzüme ne kadın ne erkek ne eş ne de dost neye ve kime benzeyeceği belli olmayan bir oluşum olduğumu varsayıyorum sadece. Hükümsüz bir suretin et yığını olarak ruhuna kavuşmak gibi bir hataya düşmemiştim o zamanlar henüz… İşte bu hatanın öncesinde sadece bir hamleyle en kusursuz olana yöneliyorum, yani sana. En sona en baştan başlayarak o an ve mekâna zıpkınlanmak istiyorum ki sonrası hep hareketsizlik olsun. Kımıltısız ve yaşam ne yorar ne de bozar. Büyümeden ve gelişmeden var olan askıda bekletilen bir deri kılıfı, içinde biçimce form verilmeyen nefesi her daim bir anlık kalan tarih üstü bir evren küresi… Yaşam balonu hiç patlamaksızın döngüsüz devam eden bir nokta, hayretli çığlıklara boğulmadan önce kıvrılabilir yalnızlığına… Bu kürede hiç umut hiç arzu yok. Umut yoksa kaygı belirtisi de yok. Ulaşılmaz geleceğin dizgelerinde asla rastlayamadığın bir düş biliyorum. Bunu sana da söylemeliyim. Başlangıçta mümkün olan, bir ruhun mevcudundan gizli var olan baloncukta hüküm sürüyor… Henüz nefese yakalanmadan önce(ama biz yakalanılanı çok oldu değil mi?).

Şimdiye dek niyetimi ne doğru düzgün ifade ediyor ne de konuşabiliyorum belki de sadece kelimeler geveliyorum ağzımda. Ama böylelikle açılıyorum sana doğru.  Senin karışıklığındaki düzen ve tertibi kendi karmaşama boşaltıyorum. Zihnine karışıyorum duygularını kullanarak duygularımı çözümlüyorum. Kelimelerin büyülüyor, dudaklarımı mühürlemesine engel olamıyorum. Düşünmeden vasıtasız varıyorum sana, seni tanıyor ve en yakının oluyorum. Mücadeleni mücadelem olarak kabul ediyorum. Cümlelerin cümlelerimi, ruhun bedenimi,  zihnin duygularımın tamamlıyor.  Görüyorsun ya uzun bir ayrılık sonrası seninle yeniden bir ve aynıyız. Bir anlık yabancılık dahi çekmeksizin seviyorum yine seni.  Delicisine kucaklıyor öpüyorum o en derin yaralarından, ruhunda oluşmuş çatlaklarından sarıyorum seni, artık ikimizi… Sonunda yeniden Sen = Ben’im

Dokuzlayan Yazar Sevgi Ozan
Yaklaşık 7 yıldır Felsefe Psikanaliz ve modern dünyanın inşası üzerine köktenci ve eleştirel araştırmalarda bulunmaktayım. Özellikle de insanın başlangıçtan beri karşı karşıya kaldığı insanlık durumları ve varoluşsal sorunlarına dair olanaklı çözümler üzerinde çalışmaktayım. Sosyoloji felsefe edebiyat üzerine de şiir, öykü, deneme ve makaleler yazmaya devam ediyorum.

Bir Cevap Yazın